Subject + Object No.4 — Can Dağlı
Flama Design House'un kurucusu ve kreatif direktörü. Analog üretim kültürünü dijital tasarım süreçleriyle buluşturan bir yaklaşımla; markalar, müzisyenler ve kültürel projeler için kimlikler, objeler ve hikâyeler tasarlıyor.
Object:
Nesnenin senin için anlamı nedir? Bir nesne sence ne zaman “bir şey” olmaktan çıkıp “anlam” taşımaya başlar?
Can:

Bence bir nesne, yalnızca işlevini yerine getirdiği sürece bir eşyadır. Ona zaman, hikâye, emek ya da bir bağ yüklendiğinde ise anlam taşımaya başlar. Eski bir çakmak, dededen kalma bir saat ya da yıllarca dinlenmiş bir plak; hepsi ilk üretildiklerinde sıradan nesnelerdi. Onları özel yapan şey, üzerlerinde biriken izlerdir.

Belki de bu yüzden tasarım yaparken sadece güzel görünen objeler üretmeye çalışmıyorum. Bir gün birinin hayatında yer edecek, kullanılacak, eskidikçe karakter kazanacak ve sonunda bir hikâyeye dönüşecek nesneler tasarlamayı daha değerli buluyorum.

Object:
Nesneler bize mi aittir, yoksa biz mi onlara ait oluruz?
Can:

Sanırım ikisi de. İlk başta nesneleri biz seçiyor ve onlara anlam yüklüyoruz. Ama zaman geçtikçe onlar da bizi şekillendiriyor. Çalışma masamızdaki kalem, yıllardır kullandığımız fotoğraf makinesi ya da her gün taktığımız saat; bir noktadan sonra kim olduğumuzu anlatan sessiz tanıklara dönüşüyor.

Bu yüzden nesnelerin sadece sahip olunan şeyler olduğuna inanmıyorum. Hayatımıza girdiklerinde alışkanlıklarımızı, anılarımızı ve hatta karakterimizi taşıyan bir hafızaya dönüşüyorlar. Belki de en değerli nesneler, bize ait olmaktan çok, hikâyemizin bir parçası haline gelenlerdir.

…Kullanıldıkça yaş alıyor, yaş aldıkça hikâye biriktiriyor ve sonunda sadece bir eşya olmaktan çıkıyor…
Object:
Eşyaların bir hafızası olduğuna inanıyor musun?
Can:

Evet, ama bunu doğaüstü bir anlamda söylemiyorum. Bir eşyanın hafızası; üzerinde taşıdığı çizikler, eskimeler, dokusu ve çağrıştırdığı anılarla oluşuyor. Aynı nesne, iki farklı insan için tamamen farklı anlamlar taşıyabilir. Çünkü hafızayı oluşturan şey nesnenin kendisi değil, onunla kurduğumuz ilişki.

Belki de bu yüzden seri üretim bir obje bile yıllar içinde tek ve benzersiz hale gelebiliyor. Kullanıldıkça yaş alıyor, yaş aldıkça hikâye biriktiriyor ve sonunda sadece bir eşya olmaktan çıkıyor.

Object:
Bir nesnenin işlevi mi, formu mu, hikayesi mi senin için daha önemli?
Can:

İşlev, form ve hikâye birbirini tamamlıyor. İşlev olmadan bir nesne varlığını sürdüremez, form olmadan karakterini gösteremez. Ama hikâyesi olmayan bir nesnenin insanlarla uzun süre bağ kurması zor. Bence bir nesnenin gerçek değeri, insanların ona yüklediği anlamla ortaya çıkıyor.

Object:
Hiçbir nesnenin sende güçlü bir duygusal ya da yaratıcı etki bıraktığı oldu mu? Bir “eşya”nın seni dönüştürdüğü bir an?
Can:

Evet. Benim için plaklar, posterler ve oyuncaklar böyle nesneler. İlk bakışta birbirlerinden çok farklı görünseler de üçünün de ortak bir tarafı var: Bir dönemin görsel dilini, kültürünü ve ruh halini taşıyorlar. Bir plak yalnızca müziği değil; kapağı, baskısı ve dokusuyla bütün bir dünyayı saklıyor. Bir poster tek bir görüntüyle ait olduğu zamanın enerjisini bugüne taşıyabiliyor. Oyuncaklar ise çocuklukla, hayal gücüyle ve kurduğumuz karakterlerle çok doğrudan bir bağ kuruyor...

...Bu nesneler zamanla bana yalnızca bakılacak ya da biriktirilecek şeyler olmadıklarını öğretti. Onları incelemek, farklı dönemlerin nasıl düşündüğünü ve kendini nasıl ifade ettiğini görmemi sağladı. Sanırım beni dönüştüren şey de buydu: Nesnelere yalnızca işlevleri üzerinden değil, taşıdıkları kültürel ve kişisel hafıza üzerinden bakmaya başladım.

Object:
Bir nesneyi üretirken ya da seçerken hangi duygular sana rehberlik eder?
Can:

Ben bir nesneyi seçerken ya da üretirken ilk olarak merak duygusunu arıyorum. Beni durdurup ikinci kez baktırıyor mu, elime almak istiyor muyum, zaman geçtikçe eskimek yerine karakter kazanacak mı... Bunlar benim için önemli sorular.

Bir nesnenin kusursuz olmasından çok, samimi olması ilgimi çekiyor. Üzerinde insan eli hissedebildiğim, bir düşünceyi, dönemi ya da hikâyeyi taşıyan nesnelerle daha kolay bağ kuruyorum. Sanırım seçimlerimi yönlendiren şey de tam olarak bu; bana yalnızca sahip olma isteği değil, uzun süre birlikte yaşama hissi vermesi.

Object:
Eğer kendi hayatını tek bir nesneyle anlatmak isteseydin, bu hangi nesne olurdu ve neden?
Can:

Bir eskiz defteri olurdu. Çünkü hiçbir zaman tamamlanmış değildir. İçinde bitmiş fikirler kadar yarım kalmış denemeler, hatalar ve yeni başlangıçlar da vardır. Hayatımı da biraz böyle görüyorum; sürekli eklenen, değişen ve dönüşen bir süreç. En değerli sayfaları da çoğu zaman planlanmamış olanlar oluyor.

Object:
Sınırsız bir bütçe evreninde en çok hangi nesneye sahip olmak isterdin, neden?
Can:

Sanırım Andy Warhol'un ya da Saul Bass'in çalışma masasından çıkmış bir eskiz defteri, Massimo Vignelli'nin kullandığı bir cetvel ya da Dieter Rams'in prototiplerinden biri... Kısacası, bir ustanın gerçekten kullanmış olduğu bir çalışma nesnesi.

Çünkü beni cezbeden şey maddi değeri değil, taşıdığı üretim hafızası. Bir nesnenin üzerinde zamanın, kararların ve insan izinin bulunması çok etkileyici geliyor. O nesneye baktığınızda sadece bir objeyi değil, üretim sürecinin görünmeyen tarafını da hayal edebiliyorsunuz. Bence en büyük koleksiyon değeri de burada başlıyor.

Object:
Koleksiyon niteliğinde biriktirdiğin bir nesne var mı?
Can:

Referans kitapları, illüstrasyon posterleri, plaklar, action figürler, sneaker'lar ve grup tişörtleri biriktiriyorum. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünebilirler ama hepsinin ortak bir noktası var: Dönemlerinin kültürel ruhunu ve görsel dilini taşıyor olmaları.

Object:
Bir nesneye isim vermek onu değiştiren bir eylem midir? Hiç isim verdiğin bir nesnen var mı? Varsa adı nedir?
Can:

Bence evet. Bir nesneye isim vermek, onunla kurduğunuz ilişkiyi değiştiriyor. O andan itibaren artık sadece bir eşya olmuyor; karakter kazanmaya başlıyor. İsim vermek, bir anlamda onu anonim olmaktan çıkarıp hayatınızın bir parçası haline getirmek gibi.

Benim isim verdiğim tek bir nesne yok ama yıllardır biriktirdiğim plaklar, posterler ve oyuncaklar zamanla tek tek değil, birlikte bir kimlik oluşturdular. Onlara “Noise Cabinet” diyorum. Benim için bu isim sadece bir koleksiyonu değil; ilham aldığım, dönüp dönüp baktığım ve beni besleyen bir dünyayı temsil ediyor.