Üniversitede öğretim görevlisi, Studio HAP’ın kurucusu ve seramik tasarımcısı. Yaklaşık 10 yıldır çamurla, renklerle ve bitmek bilmeyen fikirlerle uğraşıyor. Studio HAP’ta biraz renk, biraz oyun, bolca da “bunu sofraya koysak nasıl olur?” merakıyla objeler tasarlıyor. Ders vermediği zamanlarda ya bir şey üretiyor, ya bir sofra kuruyor ya da ikisi için yeni bir fikir düşünüyor.
Object:
Nesne’nin senin için anlamı nedir? Bir nesne sence ne zaman “bir şey” olmaktan çıkıp “anlam” taşımaya başlar?
Işıl:

Benim için bir nesne, yalnızca işlevi olan bir “şey” değil; bir duyguya, ana ya da hikayeye dokunduğu anda anlam taşımaya başlıyor. Studio HAP’ta da nesnelere böyle bakıyorum. Bir tabak sadece tabak, bir kupa sadece kupa olsun istemiyorum. Rengiyle insana iyi gelsin, formuyla gülümsetsin, kullanıldığı bir sofrayı ya da içilen bir kahveyi hatırlatsın istiyorum. Bence bir nesneyle aramızda bir bağ kurulduğu anda, o artık sadece “bir şey” olmaktan çıkıyor. Hayatımızdaki küçük anların bir parçasına dönüşüyor. Studio HAP’ın yapmak istediği de tam olarak bu: gündelik nesnelere biraz duygu, biraz oyun ve biraz da mutluluk katmak.

Object:
Eşyaların bir hafızası olduğuna inanıyor musun?
Işıl:

Evet, kesinlikle. Ben eşyaların bir hafızası olduğuna inanıyorum. Belki kendi başlarına değil ama bizim onlara yüklediğimiz anılarla… Bir kupa her sabah elimizin gittiği şey oluyor, bir tabak yıllarca aynı sofralara eşlik ediyor, bazen küçücük bir obje bize bir insanı, bir yeri ya da hayatımızın belli bir dönemini hatırlatıyor. Bu yüzden benim için bir eşyanın değeri sadece nasıl göründüğü ya da ne işe yaradığıyla ilgili değil, bizimle ne yaşadığıyla ilgili. Zaman geçtikçe iz biriktiriyor, hikâye biriktiriyor ve bir noktadan sonra sadece bir eşya olmaktan çıkıp hayatımızın küçük bir parçasına dönüşüyor. Belki de bu yüzden el yapımı objeleri seviyorum; daha en başından birinin elinin izini taşıyorlar.

Belki de bu yüzden el yapımı objeleri seviyorum; daha en başından birinin elinin izini taşıyorlar.
Object:
Bir nesneyi üretirken ya da seçerken hangi duygular sana rehberlik eder?
Işıl:

Sanırım ilk rehberim merak. Bir renk diğerinin yanına geldiğinde ne hissedeceğim? Alışılmadık bir form gündelik bir objeye dönüştüğünde nasıl bir enerji yaratacak? Bunları düşünmeyi seviyorum. Sonra işin içine neşe ve oyun giriyor. Çok ciddi, kusursuz ya da mesafeli şeylerden ziyade insanda küçük bir duygu uyandıran objeler ilgimi çekiyor. Bazen bir renk “beni seçiyor”, bazen bir form hiç planlamadığım bir yere gidiyor. O tesadüflere de alan bırakıyorum. Bir de hep şu soruyu düşünüyorum: Bununla yaşamak nasıl hissettirir? Çünkü benim için iyi bir nesne sadece güzel görünen değil; eline almak istediğin, sofrana koyduğunda seni mutlu eden, zamanla sana ait olmaya başlayan bir şeydir.

Object:
Bir nesneye isim vermek onu değiştiren bir eylem midir? - Hiç isim verdiğin bir nesnen var mı? Varsa adı nedir?
Işıl:

Bence kesinlikle değiştiriyor. Bir nesneye isim verdiğimiz anda onu diğerlerinden ayırıyoruz; ona küçük bir karakter, hatta biraz kişilik yüklüyoruz. Artık sadece “bir tabak” ya da “bir kupa” olmaktan çıkıp, kendi hikâyesi olan bir şeye dönüşüyor. Studio HAP’ta bunu aslında sık sık yapıyorum. Ponpon Kupa ve Kaseler, Stockholm Kupalar, Simit Tabaklar, Miro Serisi bunlardan sadece birkaçı. Ürünlere isim verirken uzun uzun düşünüp büyük anlamlar yüklemiyorum; çoğu zaman isim kendiliğinden geliyor. Bazen formundan, bazen bana çağrıştırdığı bir yerden, kişiden ya da duygudan doğuyor. Belki de bu spontanlığı seviyorum çünkü bir objenin ismini bulduğum anda sanki karakteri de biraz daha belirginleşiyor. En sevdiğim tarafı ise şu: Ben ona bir isim vererek hikâyeyi başlatıyorum ama Studio HAP’tan çıktıktan sonra o hikâyenin nasıl devam edeceğine artık onu hayatına alan kişi karar veriyor.

Object:
Sınırsız bir bütçe evreninde en çok hangi nesneye sahip olmak isterdin, neden?
Işıl:

Sınırsız bir bütçem olsa, sanırım Picasso’nun Madoura atölyesinde ürettiği seramiklerinden birine sahip olmak isterdim. Özellikle tabak ya da büyük servis tabağı formundaki işlerinden birine. Picasso’nun seramiklerinde en sevdiğim şey, çok gündelik bir formu alıp birkaç çizgiyle bambaşka bir karaktere dönüştürmesi. Bir tabak bir anda bir yüze, bir hayvana ya da küçük bir hikâyeye dönüşebiliyor. Üstelik bunu çok ciddi ya da kusursuz olmaya çalışmadan yapıyor; işlerinde hep biraz oyun ve mizah var. Sanırım bana yakın gelen tarafı da bu. Sanat eseri olduğu için vitrinde saklamak yerine, muhtemelen onu bir sofranın ortasına koymak isterdim. Picasso’yla aynı sofraya oturamasam da tabağıyla oturmak hiç fena olmazdı :)

Object:
Koleksiyon niteliğinde biriktirdiğin bir nesne var mı?
Işıl:

Kendime tam anlamıyla bir koleksiyoner diyemem ama sofrayla ilgili hemen her şeye zaafım var diyebilirim. Tabaklar, fincanlar, servis kaseleri, bardaklar, kadehler, çatal bıçaklar… Bununla da bitmiyor; masa örtüleri, kumaş peçeteler, peçete halkaları, küçük vazolar, şamdanlar, tuzluklar, hatta sofraya koyabileceğim ne işe yaradığı çok da belli olmayan küçük objeler bile ilgimi çekiyor. Özellikle seyahatlerde bunları bulmayı çok seviyorum. Bir antikacıdan aldığım eski bir tabak da olabilir; küçük bir dükkanda karşıma çıkan renkli bir bardak da, pazardan bulduğum işlemeli bir masa örtüsü de. Pahalı ya da tasarım bir parça olması hiç önemli değil. Beni çeken bir rengi, formu, dokusu ya da küçük bir detayı varsa dönüp bir daha bakıyorum.

Aslında aldığım şeyleri tek başlarına değil, hemen başka parçalarla birlikte hayal ediyorum. “Bu tabak şu örtünün üzerinde nasıl durur? Bu küçük obje çiçeklerin yanında nasıl görünür? Bu renk Studio HAP’ın bir tabağıyla yan yana gelse ne olur?” diye düşünmeye başlıyorum. O yüzden benim koleksiyonum biraz da bir sofra dünyası. Birbirine ait olmayan parçaları bir araya getirip yeni bir hikâye yaratmak hoşuma gidiyor. Aynı tabak başka bir örtüyle, başka bir çiçekle ya da başka bir obje ile tamamen farklı bir karaktere bürünebiliyor. Sanırım bu yüzden nesne biriktirmekten çok sofra kurma ihtimalleri biriktiriyorum.

Object:
Bize aklına gelen 3 nesneyi yazmanı istiyoruz ve bununla absürd bir cümle kuracağız. Neler çıkacağını merak ediyoruz.
Işıl:

Pembe bir masa lambası, limon sıkacağı ve disko topu.