Subject + Object No.7 — Özüm Ak
Studio Beautiful Problems'ın kurucu ortağı ve görsel iletişim tasarımcısı. Tasarlamaya, şarkı söylemeye, dans etmeye, birlikte düşünmeye ve üretmeye, renklere, sevdiği insanlara tariflerini uydurduğu yemekler yapmaya ve ikinci el pazarlarında kaybolmaya ba-yı-lı-yor.
Object:
Nesne’nin senin için anlamı nedir? Bir nesne sence ne zaman “bir şey” olmaktan çıkıp “anlam” taşımaya başlar?
Özüm:

Aslında bütün nesneler başlangıçta sadece birer "şey". Onlara anlam yükleyen, önem atfeden ve onlarla derin bağlar kuran elbette ki biziz.

Benim için bir nesnenin anlamı, bir anının eşlikçisi olduğunda derinleşmeye başlıyor sanırım. Yalan yok, bazen sadece formu, dokusu ya da işçiliğiyle gönlümü çalan nesneler de oluyor. Ama onları benim için bir adım öteye taşıyan şey, fiziksel özelliklerinden çok onlarla kurduğum ilişki. Bir anıyı, bir duyguyu ya da bir hikâyeyi taşımaya başladıklarında sadece bir eşya olmaktan çıkıyorlar.

Object:
Nesneler bize mi aittir, yoksa biz mi onlara ait oluruz?
Özüm:

Bence ikisi de mümkün. Bunu belirleyen şey, çevremizi saran nesnelerin sayısı ve onlarla kurduğumuz ilişki. Eğer yalnızca ihtiyacın olduğu kadarına sahipsen, nesnelerin sahibi sensin. Hatta "sahiplik"ten çok, onlarla dengeli bir ilişki kuruyorsun demek belki de daha doğru olur. Ama ihtiyaç duyduğundan fazlasını biriktirmeye başladığında sanki roller değişiyor; bu kez nesneler seni yönetmeye başlıyor. O yüzden ihtiyacınla uyumlu ve özenle seçilmiş bir nesne dünyasının daha özgürleştirici olduğuna inanıyorum.

Eskiden nesnelerle çok daha güçlü bağlar kuruyordum. Biriktirmek, arşivlemek ve onlardan kolay kolay vazgeçememek gibi bir huyum vardı. Bunu değiştirebilmek için ciddi bir mesai harcadım. Bence epey yol aldım ama hâlâ bu ilişkiyi daha sade, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir şekilde kurmayı öğrenmeye çalışıyorum. Hiçbir zaman minimalist biri olamayacağımı biliyorum. Ama en azından artık ihtiyacım olmayan nesnelerle vedalaşırken eskisi kadar zorlanmıyorum. Sanırım hâlâ öğrenmeye çalıştığım şey, nesnelerle aramdaki bu aitlik-sahiplik dengesini koruyabilmek.

Object:
Bir nesnenin işlevi mi, formu mu, hikayesi mi senin için daha önemli?
Özüm:

Nesneden nesneye değişmekle birlikte, sanırım benim için hikâye bir adım önde. Çok özel durumlar dışında, bir nesnenin formdaşını ya da işlevdaşını bulmak pekâlâ mümkün. Ama sadece o nesneye özgü bir hikâyenin olması çok da sık rastlanan bir durum değil gibi.

Bu soruyu cevaplarken gözüme, kitaplıkta duran dedemin yaptığı pergel ilişti. Dedem farklı nesneleri bir araya getirerek ya da var olanların işlevini dönüştürerek yeni çözümler üretmeye bayılırdı. Öğrenciyken sabahladığımız bir gecede acilen bir pergele ihtiyacımız olmuştu. O saatte satın alma şansımız olmadığı için, dedem bir iğne, bir kalem, bir makas ve bant kullanarak alışık olduğumuz pergel görünümünden oldukça uzak ama ihtiyacımızı karşılayan bir pergel yapmıştı. O günden sonra sayısız kere pergel, iğne, makas, kalem ve bant kullandım. Ama hiçbir ikame nesnenin bu pergelin yerini tutabileceğini düşünmüyorum. Çünkü onu benim için değerli kılan kusursuz ya da kusurlu bir nesne olması değil, her baktığımda dedemi, onun yaratıcılığını ve çok eğlendiğimiz o geceyi hatırlatması.

Object:
Hiç bir nesnenin sende güçlü bir duygusal ya da yaratıcı etki bıraktığı oldu mu? Bir “eşya”nın seni dönüştürdüğü bir an?
Özüm:

Bunu tek bir nesneyle cevaplamak benim için biraz zor. Ama nesnelerle olan ilişkimi dönüştüren üç yüzükten bahsedebilirim.

İlki, teyzemin ve annemin anneanneme bir Anneler Günü'nde hediye ettikleri ve artık bana emanet edilmiş olan yüzük. Anneannem başta olmak üzere, yüzüğün eski hâlini bilen herkes onu hep büyük bir hayranlıkla anlatır. Firuze taşlarıyla süslenmiş gösterişli bir tavus kuşu figürü varmış üzerinde. Ama yıllar içinde zarif kıvrımları yamulmuş, bazı yerleri kırılmış, taşlarının bir kısmı düşmüş ve yerlerine başkaları takılmış. Bugün bakınca üzerindekini bir tavus kuşuna benzetmek bile imkânsız. Yüzüğün hikâyesini her dinlediğimde zihnimde bambaşka bir tavus kuşu canlanır; ona her baktığımda ise hem nesnelerin büyüleyici hem de geçici doğasını hatırlarım.

İkinci yüzük, eşim Yunus'un alyansı. Bir gün alyansı takıp evden çıkmış, yolda düşürdüğümü ise ancak eve dönünce fark etmiştim. Ne yaptıysam bulamadım. Büyük bir suçluluk duygusuyla durumu Yunus'a anlattığımda bana sadece dünyevi bir nesne için bu kadar kendimi yıpratmamın anlamsız olduğunu söylemişti. Yüzüğü kaybedeli on yıl olmuş olmalı ama o günü hâlâ bütün açıklığıyla hatırlıyorum. O yüzük ve Yunus sayesinde değeri ne olursa olsun her nesnenin geçici olduğunu; asıl kalıcı olanın, onun temsil ettiği duygu olduğunu öğrendim.

Üçüncü yüzük ise yeğenimin düğünümde bana taktığı pembe plastik taşlı yüzük. Düğünde herkes bize bir hediye takarken, hazırlıksız geldiği için kendini mahcup hissetmiş olmalı. Muhtemelen bir derginin ya da oyuncağın içinden çıkan yüzüğünü zarif yüzük parmağından sıyırıp benim parmağıma takıvermişti. O zaman yedi ya da sekiz yaşındaydı. Serçe parmağıma bile zor takabildiğim o küçücük yüzük, bana bir nesnenin değerini maddi karşılığının değil, ona eşlik eden niyetin ve duygunun belirlediğini öğretti.

Object:
Koleksiyon niteliğinde biriktirdiğin bir nesne var mı?
Özüm:

Bugün geriye dönüp baktığımda eskiden biriktirme eğilimimin çok daha güçlü olduğunu görüyorum. Çocukken peçete, silgi ve kalem koleksiyonları yapardım. Bazı nesnelerden kopmayı hayal bile edemezdim. Zamanla birçoğuyla vedalaştım. Artık her şeyi biriktirmek yerine gerçekten kullandığım ya da bana ilham veren nesneleri biriktirmeyi tercih ediyorum.

Uzun süredir oluşturduğum bir yaka iğnesi koleksiyonum var. Küpelerimden sonra en sık kullandığım aksesuarlardan biri de onlar zaten. Hem tematik çeşitlilikleri hem de küçük ölçeklerine rağmen taşıdıkları güçlü görsel dil beni inanılmaz etkiliyor.

Yaklaşık on yıl önce Portekiz'e taşındıktan sonra oluşturmaya başladığım, ama artık İstanbul'da yaşadığım için mecburen ara verdiğim bir başka koleksiyonum ise Portekiz'in diktatörlük dönemine ait eğitim materyalleri. Defterler, zarflar, kâğıtlar, kalemler ve boyalar bu koleksiyonun parçaları. Ama benim için en kıymetlileri hiç kuşkusuz damga setleri. Bir dönemin eğitim anlayışına, ideolojisine ve gündelik hayatına dair izler taşımaları, üstelik aradan onca yıl geçmesine rağmen hâlâ kullanılabiliyor olmaları beni çok etkiliyor.

İşte böyle…